The Artful Escape – İnceleme

Yıl 2017… E3 dönemi YouTube’da bir demo videosu görüyorum: The Artful Escape of Francis Vendetti. Büyüleciyi mekanlar, ilgi çekici karakterler ve gitar mekaniğini görünce anında radarıma alıyorum. Ve sonra bekliyorum.. Bekliyorum ve bekliyorum. Uzun süre hiçbir haber alamadığımdan “Acaba iptal mi edildi” diye endişelenirken daha kısa bir isimle karşıma tekrar çıkıyor The Artful Escape. Sonra yine bekliyorum. Bekliyorum ve bekliyorum. Arada “Beklediğimiz Indie’ler” köşesine de yazıyorum hatta kendisini. Ve tam 4 sene sonra nihayet The Artful Escape çıkış yapmaya karar veriyor. Ben de alıyorum gitarımı, Francis Vendetti’yle ağlata ağlata galaksiler arası yolculuğuma başlıyorum..

Francis Vendetti tahmin edebileceğiniz gibi ana karakterimiz. Amcası dünyaca ünlü folk dehası Johnson Vendetti’nin vefatı üzerine kasaba insanlarını üzmemek için zorla folk müzik çalıyor. Tam da ilk konserini verecekken gaipten sesler duymaya başlıyor. Sonra kendisini intergalaktik eğlence gemisi kaptanı ziyaret ediyor ve yedek bir sanatçıya ihtiyacı olduğunu söylüyor. Francis de sahne kimliğini oluşturmak için bunun iyi bir fırsat olduğunu düşünerek teklifi kabul edip başlıyor gezegen gezegen sahneye çıkmaya. Ancak bir farkla, o artık folk müzisyeni değil, gitarı ağlatan bir solo yıldız…

Francis’in bu sahne kimliğini bulma amaçlı çıktığı yolculuk tabii ki de beklemediği şekilde ilerliyor. Ancak dallanıp budaklanan yapısı yok senaryonun. Aksine kompakt bir yapısı var. Muhtemelen oynanışın uzun olamayışı sebebiyle hızlı hızlı gelişiyor bazı şeyler. Bu da tabii hikâye akıcılığını bozuyor. Sondaki twist’le beraber ortalama denilecek bir senaryo sunuyor diyebiliriz.

Senaryodaki en can sıkıcı nokta ise oyunun bize verdiği seçim baloncukları. Evet The Artful Escape’te de bir seçim mekanizması var ama bırakın hikâye akışını değiştirmeyi, karşıdakinin söyleyeceği cümleler bile değişmiyor. O kadar genelleştirerek aradan sıyrılmışlar ki keşke koymasalardı dedim bu seçim muhabbetini. Belli ki “hayaller vs hayat” durumu yaşanmış burada.

Beni Benden Alan Mekanlar

Çok kısa sürede anlıyorsunuz ki The Artful Escape’in öne çıktığı nokta ışıl ışıl, rengarenk ve büyüleciyi manzaraları. Farklı gezegenlerin farklı varlıklarıyla beraber Journey kafasında sekanslar yaşatabiliyor. Ha tabii Journey kadar etkileyici değil ama kesinlikle başarılı. Eğer zaten manzaralar müzik size uygun değilse ikinci saatten oyunu bırakabilirsiniz.

Oyunda ayrıca Francis Vendetti’nin sahne kimliğini biz şekillendiriyoruz. Hangi gezegenden geldiğini, sahne adını ve kostümleri seçmek bize kalmış. Bunlardan hiçbiri oyuna direkt etki etmiyor. Sadece Francis kendini tanıtacağı zaman duyuyoruz. Ancak kostümler en kritiği diyebilirim. Devamlı olarak Francis’i göreceğimiz için gözümüze hitap edecek bir şeyler giydirmek önemli. Neyse ki oyun bu konuda çok başarılı. Çok farklı kıyafetler oyunda mevcut. Gitarın şeklini/rengini bile değiştirebiliyoruz.

The Artful Escape daha çok göze ve kulağa hitap etmeye çalışan bir oyun. Bence oyundan ziyade deneyim demek daha doğru olacak kendisi için. Zira oynanış anlamında çok çok az şey vaat ediyor. Gitarınızı tek bir tuşla ağlatabildiğiniz gibi iki kere sıçrama özelliğine de sahipsiniz. Ve oyun boyunca sadece bu ikisini kullanarak gidiyorsunuz. Arada o gezegenden birileriyle, ecnebilerin “jam yapmak” dediği doğaçlama konserler de yapıyorsunuz. Burada sizden ekranda gördüğünüz notalara (tuşlara) basmanız isteniyor ama herhangi bir zamanlama kısıtlaması yok.

Normalde oynanış elementinin, herhangi bir engelin olmadığı oyunlarla alıp veremediğim bir şey yok. The Artful Escape’in yönetmeni Johnny Galvatron da çok kez bu durumdan bahsetmişti zaten. Ancak o kadar güzel potansiyel harcanmış ki burada, “Ah ulan” dedim birkaç kere. Mesela gitar ağlatma mekaniği. Mekanik diyorum ama oyunda sadece tek bir tuşa basarak yapıyoruz bunu. Onun yerine jam yaparken en sonda bize özgür alan verilseydi de rastgele kombinasyonlar yaparak kendimiz bir şeyler yapıyormuşuz hissi alsaydık. Ya da bu gitar ağlatmayı birkaç tuşla kombinleyerek platform öğelerine yedirseydi. Tek tuşla yapınca çok bir büyüsü olamıyor maalesef. Bu tarz elementler, oynanışı eksi konumundan artıya rahatlıkla çekebilirdi.

Sound Check Bir İki

Müziği bu kadar ön planda tutan bir oyunun tabii ki ses ile ilgili her şeyi iyi yapması gerekiyor, değil mi? Yapıyor da The Artful Escape. Gerek (az da olsa) folk müzikleri gerek Franscis’in soloları gerek arka plandaki atmosferi arttırıcı müzikler gayet başarılı. Özellikle Francis’in sürekli solo atabilmesi ve hiç kesinti yaşanmış hissiyatına kapılmamanız zor bir başarım. Burada tabii Johnny Galvatron’un müzik geçmişi de yardımcı olmuş.

Müziklerle ilgili iki küçük sıkıntımı da dile getirmem lazım. İlki oyun bazı noktalarda gitarı ağlatmamızı istiyor, ancak bunu yaparken arka plan müziği de devam ediyor. Bazı noktalarda arka plan müziği çok farklı tonda olduğu için ortaya hafif atmosfer baltalayıcı sekanslar çıkartıyor. İkincisi ise Francis’in soloları genelde tekdüze ilerliyor. Biliyorum farklı soloları bağlamak çok zor bir iş ama gönül de Van Halen tarzı tapping, Zakk Wylde tarzı pinch harmonic aramıyor değil.

The Artful Escape, uzun süren bekleyişin sonunda Türkçe dil desteğiyle karşımıza çıkarak sürpriz yaptı. 4-6 saat oynanış vaat eden yapımda birbirinden büyüleyici manzaralar eşliğinde gitar soloları atmak istiyorsanız, bu farklı deneyimi yaşamanızı tavsiye ederim. Üstelik Game Pass’te de var! Oyunun size göre olup olmadığını oradan deneyip anlayabilirsiniz. Zira The Artful Escape herhangi bir bulmaca/zorluk/engel içermiyor.

Bu içerik Oyun Gezer sitesinden alınmıştır.

Yorum yapın

Geçici Mail yks pdf indir instagram takipçi satın al tiktok takipçi satın al